Sayfalar

12 Kasım 2011 Cumartesi

Pike Place Market, Seattle



Ne Zaman Gittik? Kasım 2011

Neler Okuduk? Seattle şehrinin tarihine de tanıklık ettiği için “Seattle’ın ruhu” olarak da adlandırılan Pike Place pazarının başlangıcı da ilginç. 1906-1907 yılları arasında artan soğan fiyatlarına ve çiftçi ile halk arasına girerek bu durumdan haksız kar elde eden tüccarlar yüzünden mağdur olan halkın imdadına, şehir konsey üyesi Thomas Revelle yetişmiş. Revelle, deniz kıyısında bir halk pazarı kurulmasını ve çiftçilerin direk halka satış yapabilmesini sağlamış. Kurulduğu gün olan 17 Ağustos 1907’de 8 tezgahla başlayan pazar on bin müşteriye satış yapmış. Üreticinin ara adamlar olmadan doğrudan müşterilerine satış yapabilme prensibi bugüne kadar korunmuş ve pazarın tezgahlarında üreticiden başkalarına yer verilmemiş. Yüzyıl sonra bugün, pazar Amerikanın özgün pazarlarından birisi olarak ün yapmış ve her yıl 190 zanaatkar, 100’ü aşkın çiftçi ve 240 sokak müzisyenine ev sahipliği yapan pazar, dünyaca ünlü Starbucks kahve dükkanı zincirinin tarihteki ilk dükkanını barındırması ile de ünlü.

Neler Gördük? Seattle şehir merkezindeki modern alışveriş merkezleri ve sayısız kahve dükkanlarını geride bırakıp Pike ya da Pine Street’den yürüyerek denize yaklaşmaya başladığınızda, sokak müzisyenlerinden gelen ezgiler ve pazardan gelen satıcı bağırışları Pike Place’e varır varmaz gözlerinizi kamaştıran tezgahlar ve balıkçı, çiçekçi ve baharatçılardan gelen kokulara karışıyor. Sokak seviyesinde Pike Place boyunca uzanan kapalı pazarın en popüler tezgahlarından biri olan balıkçı tezgahlarında balıkçıların balıkları oradan oraya atışını izledik. Bütün tezgahları gezdikten sonra birden karşımıza çıkan merdivenlerden aşağıya indiğimizde İstanbul’daki Atlas pasajını andıran hediyelik eşya ve tekstil mağazalarından ve ucu bucağı görünmeyen dehlizlerden oluşmuş büyük bir yer altı çarşısının daha olduğunu anladık. Sokağa tekrar çıktığımızda bizi Starbucks’un dünyadaki ilk dükkanı karşıladı. Önünde kuyruklar oluşmuş bu dükkanın içinde hala birçok orjinal unsurun korunduğunu gördük. Sokak müzisyenleri eşliğinde aynı sırada bulunan peynirci, şarapçı ve daha bir çok küçük üreticinin dükkanına daldık.

Neler Yedik? Pike Place Market’de biz oturup yemek yemedik, ama eğer isterseniz, sokak seviyesinin bir alt katındaki büfeler oldukça kalabalık görünüyordu. Pazarda gezerken Chukar Cherries tezgahını önünde en uzun vakit geçirdiğimiz yeri oldu. Burada Seattle’a özgü çikolata kaplı kuru kiraz şekerlemelerinin herbirinin tadına bakabilirsiniz. Sade ya da sütlü çikolatalı ya da bademli olanları favorilerimizdi. Hemen Pike Place üzerinde pazarın tam karşısında yer alan ve dünyadaki ilk Starbucks dükkanı olan kahve dükkanında uzun ama çok talebe alışkın dükkan çalışanları sayesinde çabuk ilerleyen bir kuyruktan sonra birer kahve içtik. Hemen söyleyelim, kahvenin tadı Starbucks’un diğer herhangi bir dükkanından daha farklı değildi. :)

Gideceklere Öneriler: Seattle’da her an yağmur beklendiğini unutmayın ve hazırlıklı olun. Çantanıza atacağınız bir yağmurluk ya da şemsiye sizi Pike Place sokağındaki dükkanlar arasında ya da pazarın açıklık olan yerlerinde yağmurdan koruyacaktır. Balıkçılar önünde biraz oyalanın, eğer görmeye değer balık atıp tutma gösterilerini yakalayamazsanız dönün dolaşın ve tekrar gelin. Chukar Cherries tezgahındaki değişik çeşit çikolatalardan deneyin. Ve olmazsa olmaz, mutlaka pazarın karşısındaki Starbucks’a uğrayın.

19 Ekim 2011 Çarşamba

Ne Zamandır Gezemedik...

Bu yaz bir bebeğimiz oldu. Dolayısıyla uzun ve uzak yolculuklara ara verdik biraz... Gezilere ara vermesek de yazmaya ara verdik... Şimdilerde bebekli gezilerimizi buradan takip edebilirsiniz...

21 Aralık 2010 Salı

Los Angeles



Ne Zaman Gittik? Aralık 2010

Devamı yakında...




7 Kasım 2010 Pazar

Haydarabad, Hindistan

Ne Zaman Gittik? Kasım 2010

Neler Okuduk? Muhammad Qulı Qutb Shah tarafından 1591'de Musi nehri kıyısına kurulan inciler şehri Haydarabad 2010 yılından itibaren en yüksek nüfus yoğunluğuna sahip şehirlerin başında gelmekteymiş. Bunun başlıca nedeni ise Hussain Sagar Gölü'yle ayrılmalarına rağmen yakınlardaki Secunderabad şehriyle zamanla birleşmelerinden dolayı. Old city denilen tarihi şehir nehrin güney kısmında yer almaktaymış. Tropikal iklimi nedeniyle muson yağmurlarının görüldüğü şehre şimdilerde Cyberabad da deniliyormuş, çünkü Hindistan'ın IT yani bilgi teknolojileri merkezi olarak geçiyor.

Neler Gördük? Kalabalık. At arabaları, motorlu taşıtlar ve yayaların aynı yolu kullanması çok garibimize gitti ilk anda. Secunderabad'ta ordunun merkezi bulunduğundan daha modern bir yapıda eski şehre göre. Charminar ve Mecca Masjid görülmesi gerekli yerlerin başında. Kuzey ve güney Hindistan'ın birleşim yeri olan şehir kültürel farklılıkları da yansıtıyor. Özellikle Gachibowli denilen büyük şirketlerin merkezlerinin toplandığı yerde. Gelmişken Hint tapınağı da görmek isterseniz Birla Mandir ve Balaji en iyi örneklerden. Telugu ve Urdu dilleri bilmenize gerek yok eğer İngilizce biliyorsanız. Genelde tabelalar İngilizce.

Neler Yedik? Köri, köri ve köri. Büryani şehri de olarak bilinen Haydarabad'ta baharat kokuları çok hoşunuza gidebilir yeni tatlara açıksanız. Modern restoranlar için otelleri ve Secunderabad'ı tercih etmeniz gerek. Falooda en yaygın içecekleri.

Gideceklere Öneriler: Ne kadar modernleşmiş bir şehir olsa da eski şehirde görülen islami yoğunluktan ötürü giyiminize dikkat edin. İklimden ötürü Kasım-Şubat arası turistik gezi için en uygun zamanlar. Havaalanı şehre 22km uzaklıkta; fakat klimalı otobüsler sizi şehrin farklı bölgelerine götürebilir. Taksiler de pahalı değil. Şehri gezmek için yürümeyi ve taksileri seçmeniz önerilir. Araba kullanmak pek akıllıca olmayabilir. Hindu ve Müslüman kavgaları arada bir Charminar yakınlarında hala devam ettiğinden geceleri buradan uzak kalmak en iyisi.

23 Eylül 2010 Perşembe

Alaçatı, İzmir





Ne Zaman Gittik? En son Eylül 2010

Neler Okuduk? Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’daki kayıpları sonucu başlayan Balkan göçlerine dek Rum ağırlıklı nüfusu olan Çeşme’nin Alaçatı beldesi Rumların karşı adaya göçmeleri ve gelen müslüman Türkler’in Rumlar’ın boşattığı taş evlere yerleşmesiyle bugünkü halini aldı. İkinci dünya savaşına dek önemli bir ticaret limanı olan Alaçatı limanı, savaş sonrası kendi haline terkedildi. Şimdilerde ise sabit esen rüzgarı ile sörfçülerin buluşma noktası. 150 yıldır mimarisi, üzüm bağları ve değirmenleriyle bilinen Alaçatı son zamanlarda rüzgar sörfü ve tadı damağınızda kalacak kumrusu ile tanınmakta.

Neler Gördük? Alaçatı’ya son on senedir gitmeyenlerdenseniz gözlerinize inanamayacaksınız. Biraz Nevizade sokağı, biraz Yunan adalarının havası, İzmir’in sıcak halkı ve üzerine de bakımları yapılmış eski taş evleri dizdiniz mi, işte size her anından zevk alınacak bir yer. Sanırım yazmakla anlatılmayacak, görmeniz gerek. Bodrum, Kuşadası, Marmaris gibi önemli tatil merkezlerini turistlere kaptırdıktan sonra Alaçatı Avrupai görünümlü bir yerli malı. Eski yıkık dökük evleri yıkmadan, bakım ve onarımla ne kadar güzel bir yer yaratılabileceğinin kanıtı.


Neler Yedik? Alaçatı denince akla ilk gelen kumru olsa gerek. Hüseyin’den Şevki’ye ve daha birçok isme göre Kumru’cular dizilmiş Alaçatı ve Ilıca sokaklarına. Hergün yedim doyamadım tadına. Kafelerde taze limonatalar çeşit çeşit; isteyene lavantalı, isteyene güllü. Sakız Adası’nın yakında olmasından heralde sakızlı Türk kahvesi ve sakız likörü değişik tatlar denemek isteyenlere birebir.


Gideceklere Öneriler: Yaz ortası sıcağından kaçının. Haftasonları İzmir’den günübirlik veya tek gecelik gelenler olduğundan otelinizi önceden ayarlayın. Trafiği de gözününde bulundurun. Ilıca plajı’na uğramayı ve güzel renkli denizi ihmal etmeyin. Güzel fotoğraflar için de Alaçatı sokaklarında sabah erken veya akşamüzeri dolaşın. Belediyenin ücretsiz otoparkları mevcut tabii yer bulabilirseniz...








5 Ocak 2010 Salı

Trinidad, Küba




Ne Zaman Gittik? Ocak 2010

Neler Okuduk? 1988'de Dünya Mirası listesine giren Sancti Spiritus bölgesinin gözbebeği Trinidad'da zaman 1850 yılında durmuş. 1514'te ilk kez Meksikalılar'ın geldiği söyleniyor bölgeye. 17yy.da İngiliz kontrollü Jamaika korsanlarının cenneti olmuş. 19.yy'da ise Haiti'den kaçan Fransız sığınmacılar Valle de los Ingenios vadisinde şeker kamışı üretimine başlamışlar. Şehrin şimdi gördüğümüz yapıları o zamanların şeker üretiminden kazandıkları paralarla yapılmış. Bağımsızlık savaşı sırasında şeker fabrikaları ve bitkiler yangınlarla küle döndükten sonra hala tam toparlanma sağlanamamış. 1950'lerden itibaren turizm açısından önem kazanan Trinidad'da Küba içi uçuşların yapıldığı bir havaalanı var. Araba ile 15 dakikada ulaşılabilen Playa Ancon Küba'nın güney sahilindeki en iyi kumlara sahip. Casilda, La Boca, Valle de los Ingenios ve Topes de Collantes günlük gezilerin yapılabileceği başlıca yerler.

Neler Gördük? Trinidad’ın arnavut kaldırımlı sokaklarına açılan rengarenk kapıları ve pencereleri olan evleri gördük ilk. Akşamları Casa de la Musica’da canlı müzik eşliğinde mükemmel salsa yapan Kübalılar’ı izledik. Eski bir Rus kamyonunun arkasında gittiğimiz Topes de Collantes’te kahve bitkilerini ve palmiye ağaçlarını yakından görerek tanıdık. Yeşil renkte, elli yaşlarında bir Plymouth’a binerek gittiğimiz Playa Ancon’da palmiye döşeli kumsalda bembeyaz kumlar ve masmavi bir deniz ile tropik bir tatil günü geçirdik. El yapımı resimlere, müzik aletlerine, takılara bakarken şehrin ara sokaklarında kaybolup yine de Plaza Mayor’a dönmeyi başardık.

Neler Yedik? Trinidad’da da casa particular (Casa Elda) adı verilen pansiyon tarzı yerde kaldığımızdan, ev sahibi Elda’nın bize hazırladığı yemekleri yedik. Yengeç, lokal balık, kızarmış patates ve muz, siyah fasülyeli pilav (Moros & Cristianos) ile taze meyve suları ki başta guava çok lezzetliydi. Ev sahibimizin sürprizi olan kendi elleriyle hazırladığı (keskin bir bıçakla temizleme, soyma ve doğrama) şeker kamışının tadına baktık. Paladares denilen ailelerin işlettiği lokantalar da güzel bir opsiyon yemek için; Sol & Son’un nefis tavuğu ve değişik atmosferine bir gecemizi ayırdık. Cristal ve Bucanero marka biralar mojito, rom ve diğer kokteyllere alternatif.

Gideceklere Öneriler: Öncelikle Viazul ile seyahat ediyorsanız Trinidad’a gidiş/ dönüşünüzü ayarlamak ve kalacak yer bulmak ilk işiniz olsun. Yoğun bir turizm var. Katılmak istediğiniz turlar varsa vardığınız gün onları da ayarlamalısınız. Çok sakin, küçük bir kasaba; ama çevresinde gezilecek epey yer mevcut. Plajlara en az bir günü ayırmalısınız; Playa Ancon'da gün doğumu ve batımı sineklere dikkat edin. Küba resmi bayrağında da yer alan Tocororo kuşunu görmek için en iyi yerlerden biri bölgedeki yabani parklar. Hava akşam ve sabahları çok serin ve genelde her yer açık hava. El sanatları ve müzikle ilgileniyorsanız, ara sokaklardaki sergileri gezmenizi öneririz. Gün içinde salsa dersi alıp, akşamları canlı müzik eşliğinde saatlerce pratik yapabilirsiniz.

Daha ayrıntılı bilgi isterim derseniz işte Küba günlüklerim...


2 Ocak 2010 Cumartesi

Vinales, Küba




Ne Zaman Gittik? Ocak 2010

Neler Okuduk? Bir zamanlar Vinales vadisi birkaç yüz metre yükseklikteymiş. 100 milyon yıl önce yeraltı suları kireçtaşından oluşan zemini aşındırmaya başlamış pek çok mağara oluşturarak. Zamanla tepecikler çökmüş altındaki boşluklardan dolayı. Ardından günümüze kaya duvarlar kalmış mogote denilen. Kireçtaşı karst vadisi oluşumuna en iyi örnek Caverna Santo Tomas, adanın en büyük mağara sistemi. Mogoteler dışında, Vinales vadisi Dünya Mirası listesinde, doğa tutkunları için biçilmiş kaftan, bereketli topraklarında birçok sebze ve meyve bahçeleri ile tütün tarlaları var. Küba'nın en önemli tütün fabrikası yarım saat uzaklıkta Pinar del Rio yerleşim yerinde, ayrıca Küba'nın kuzey kıyısındaki plajlara günübirlik turlar da düzenleniyormuş.

Neler Gördük? Mogoteler arasında beliren uzun palmiye ağaçları ve kırmızı-turuncu topraklarda uzanan tütün tarlaları.Tek katlı baraka tarzı evlerin balkonunda mutlaka iki sallanan saldalye. Evrim teorisini tasvir eden dev kaya resmi Mural de la Prehistoria. At binen turistler. Yakın zamanda iki büyük kasırga atlatmasına rağmen hala yüzlerce çeşit bitki içeren botanik bahçesi El Jardin de Caridad. Tütün bitkileri kurutulan büyük tütün evleri. Küba'nın en iyi casa particularlarını ve misafirperver halkını.

Neler Yedik? Kaldığımız casa sahibi çok yetenekli bir aşçıydı. Bize birbirinden lezzetli tipik Küba yemekleri hazırladı her sabah ve akşam. Moros y Cristianos (siyah fasülyeli pilav), kızarmış muz, tatlı patates, yengeç, balık, kızarmış tavuk, tamal (mısır ve undan oluşan bir karışımın mısır yaprağına sarılıp pişirilmesi), mısır ve patatesli fasülye çorbası, papaya tatlısı, guava meyvesi, mohito, pina colada, Küba kahvesi, hindistan cevizi suyu bize tattırdıkları. Bizim de bayıldıklarımız.

Gideceklere Öneriler: Otel yerine casa particular'da kalın. Restoran yerine casa particular'da yeyin. Mogoteler arasında yürüyün, at/bisiklet binin ya da her saat başı bölgeyi dolaşan servisi kullanın. Hotel Los Jazmines'ten vadi manzarası izleyin. Yol üzerindeki Parque Nacional Vinales ziyaretçi evinden düzenlenen vadi turlarına katılın. Patio Del Decimista'da Küba'nın en güzel müzik gruplarını canlı dinleyin; İstanbul'a konsere gidenler bile var aralarında. Pinar del Rio'ya birkaç saatliğine gidip tütün ve rom fabrikalarını gezin. Akşam ve sabahları hava serin, kapalı mekan yok; sıkı giyinin. Vadide gezerken acıkma ihtimaline karşı abur cubur bulundurun yanınızda. Çok güvenli bir yer, Havana'dan sonra.

Daha ayrıntılı bilgi isterim derseniz işte Küba Günlüklerim...





31 Aralık 2009 Perşembe

Havana, Küba



Ne Zaman Gittik? Aralık 2009

Neler Okuduk? İspanyollar tarafından 1514'de keşfedilen San Cristobal de la Habana, tarihte Fransız korsanlar ve İngiliz işgalcilere barınak olmuş. 1818'de İngiltere himayesinde Avrupa'ya şeker, kahve, rom ve tütün ticaretine başlayan şehir, 1950'lerde ise Amerika'dan gelen mafyalara kumarhane olarak hizmet etmiş ta ki 1959 Devrimi'ne dek. Fidel Castro yönetimindeyken dünyanın sırtını döndüğü şehir, eski, yıkık ve bakımsız görüntüsünü Dünya Mirası sokaklarıyla ve turizmden elde ettiği gelirle tekrar yenilemeye başlamış. Habana Vieja, Vedado ve Centro Habana olarak üç ana bölgeye ayrılan şehir Malecon sahilindeki dalgaların fotoğraflarıyla ve 50'lerden kalma Plymouth arabalarla dünyada tanınıyor.

Neler Gördük? Her daim sokakta olan Havanalılar’ın rengarenk çamaşırlarlarını okyanusa karşı kuruttuklarını, evlerinin pencere veya balkonlarından dışarı müzik yayını yaptıklarını, birçok cins köpek beslediklerini ve sokaklardaki köpek pisliklerinden de rahatsız olmadıklarını, oturup yemeğe ayıracak vakti içki içmeye, müzik yapmaya ve salsa dansına ayırmayı tercih ettiklerini, peso pizza, çikolata ve dondurma sırasında bekleşmelerini, sıraya girmeye verdikleri önemi, yaşadıkları koşullara rağmen rahat, neşeli ve sağlıklı olduklarını, boş vakitlerini Malecon’da geçirdiklerini, sokakta domuz çevirdiklerini, her karşılaştıkları kişiyle tokalaşmalarını, sokak aralarında beyzbol oynamalarını ve İngilizce bilmemelerine rağmen hemen herkesle anlaşabilme yetenekleri olduğunu gördük Havana’da.

Neler Yedik? Çok önemli ve zengin mutfakları olmamasına rağmen yenilen herşey yakın çevrede organik olarak yetişmekte. Çikolata müzesinde sırada bekleyip sıcak çikolata içtik. Hemen her girdiğimiz barda birbirinden farklı tatta mohito denedik. Coppelio dondurmacısında sıraya girip halkın en sevdiği dondurmanın tadına baktık. Sokak büfelerinden peso pizza, Hotel Nacional’de ananas suyu, Plaza Vieja’daki Taberna de la Muralla’da kendi ürettikleri biraların kokteylleri tavsiye edilir. Kahvaltılar ise geleneksel ekmek arası jambonlu peynir, meyve suyu ve kahveden oluşmakta. Paladar tarzı ailelerin işlettiği lokantalarda deniz ürünleri (yengeç) veya tavuk ile geleneksel yemekleri Moros y Cristianos (siyah fasülyeli pirinç) yanında kızarmış tatlı patates veya muz akşam yemeklerinin vazgeçilmeziydi.

Gideceklere Öneriler: Öncelikle Havana’nın alışveriş merkezleri, kahve dükkanları, restoranlar ve metrolarla dolu gelişmiş bir şehir olmadığını aklınızda bulundurun. Açılış – kapanış saatleri hatta günleri bile elinizdeki son basım gezi kitabından ya da turizm ofisinin verdiği bilgiden farklı olabilir. İnternet sayfaları kısıtlı internet erişiminden dolayı güncel olmayabilir, büyük ihtimalle değildir. Hava değişimi farklılıklar gösterebilir; plaja ayırdığınız gün fırtına kopabilir. Kısacası çok plan yapmadan gidin. Casa particular denilen halkın pansiyon gibi kiraladığı odalarda kalıp gerçek Küba hayatını öğrenin. Paladares denilen devletin değil de ailelerin işlettiği yerlerde yemek yeyin; servis, lezzet ve fiyat açısından çok daha iyi. Kübalılar gibi yapın; tatili aceleye getirmeyin, şartlar nasıl olursa olsun tadını çıkarın.

Daha ayrıntılı bilgi isterim derseniz işte Küba Günlüklerim...




30 Ağustos 2009 Pazar

İstanköy (Kos), Yunanistan




Ne Zaman Gittik? Ağustos 2009

Neler Okuduk?
Milattan önce 11.yy’dan itibaren tarih kayıtlarına geçen bu komşu ada, 1947’de İngiltere tarafından Yunanistan’a gönülsüzce terkedilene dek yaklaşık 400 sene Osmanlı İmparatorluğu topraklarındaymış. O nedenle yaklaşık 2000 kişi, nüfusun %20’si halen Türk kökenli. Beyaz evleriyle ünlü adada bir zamanlar Hipokrat’ın doğduğuna inanılmakta. Bu nedenle Hipokrat Müzesi ve Enstitüsü burada inşa edilmiş.


Neler Gördük? Bodrum’dan çıktığımız deniz yolculuğu yaklaşık bir saat içinde bizi sanki tekrar Bodrum’a geri getirdi sandık; ta ki insanlar konuşana dek... Meydandaki eski, bakımlı ve kullanılmayan cami, Hipokrat ağacı, eski bir bina içindeki kapalı çarşı, tarihi kilise, meydanlardaki kafeler, begonya çiçekleriyle beyaz boyalı evler ve barlar, uzun sahiller, yat limanı, hediyelik eşyacılar bize Türkiye sahillerini anımsattı. Sokakların daha temiz ve bakımlı olduğu gözlerimize çarpmadı değil malesef. Turistik trenler zamanı dar olanlar için güzel bir seçenek.


Neler Yedik? Deniz kıyısında bulunan çoğu restorandan Türkçe kelimeler işittik; Türklerin aşçılığı burada meşhurmuş. Damak tadımız oldukça benzer. Mezelerden ve sıcak olarak da musakka yedik. Bizim yaptığımızdan çok farklı; hamur içinde ve etli olarak pişiyor fırında. Porsiyonlar büyük. Mezeler bizimkilerden pek farklı değil, garson Türk çıkınca bir tabak da karpuz ikram etti.


Gideceklere Öneriler: Bodrum’dan ve Kos’tan sabahları günde tek sefer var karşılıklı. Dakik, rahat ve güvenli bir yolculuk. Türk vatandaşı olduğumuzdan pasaport giriş-çıkış epey meşakkatli ve uzun sürdü. Elbette schengen vizesi istiyorlar AB ülkesi oldukları için. Günübirlik gezi yeterli gelmeyebilir tüm adayı görmek isterseniz. Euro almayı unuttuysanız iner inmez bankamatik var meydanda.


25 Temmuz 2009 Cumartesi

Brüj, Belçika



Ne Zaman Gittik? Temmuz 2009

Neler Okuduk?
Çatıları, kanalları, bira ve çikolatasıyla ünlü bu güzel şehir 2000 yılından beri Unesco koruması altında bir dünya mirası olarak. Tarih boyu Romalılar, Vikingler, İskandinavlar, Flamanlar, Normandiler ve İngilizler’in etkileri altında kalmış. Kanallarla çevrili bu masal şehir ortaçağ boyunca sanatçılara, ticaretle uğraşanlara ve sürgün edilen aydınlara, siyasetçilere ev sahipliği yapmış. 2002 Avrupa Kültür başkenti seçildiğinde 30 yılda bitmesi öngörülen şehir bakımını ve güzelleştirilmesini 3 yılda tamamlamışlar; ve şimdi hak ettiklerini kazanıyorlar turizmden.

Neler Gördük?
Saymakla bitmez. Trenle vardığımız Brüj’de ilk Minnewater’ı gördük; huzur verici sakinliği ve romantikliğiyle. Beguinage’de huzara doyduk; kocaları savaşa giden, gidip de dönmeyen kadınların bölgesinde. Dijver kanalında sandalımsı bir araçla gezdirildik. De Halve Maan’da biranın yapımını öğrenip nefis Brugse Zot adlı imalatından içtik tur sonunda. Markt ve Brug meydanlarında insanları ve konserleri izledik. Dantel, çikolata, patates (fries) müzelerini es geçip güzel havanın da etkisiyle marketleri(Vismarkt-Flea Markt), ara sokakları ve kanal boylarını gezdik.

Neler Yedik?
Her iki adımda bir çikolatacıların olduğu yerde, elbette farklı ve her biri lezzetli çikolatalardan tattık. Simon Stevin Plein’deki Chocolate Line önerilir. 300 çeşit bira satan yerel kafesini arayıp bulup (‘t Brugs Beertje, Kemelstraat üzerinde) deneyebildiğimiz kadar farklı bira içtik. De Halve Maan’de kendi üretimleri Brugse Zot denenmeli. Birada pişen et ve midye önerilmişti okuduğumuz kitaplarda; elbette denedik. Her yer farklı soslarda midye yapıyor; ama bütçeniz ve damak tadınız için Markt meydanındakilerden uzak durup turist tuzağına düşmeyin...

Gideceklere Öneriler:
Haftasonları turist bolluğu ve pazar günübirlikçileri bu güzelim masal kenti sevimsiz bir kalabalıkla işkence yerine çevirebilir. Sokaklardaki küçük yerel dükkanlar gezilmeli; ama pazar günleri kapalı olmaları ihtimalini gözönüne alın. Kısacası Pazar gününü seçmeyin Brüj için. Geceleri sabaha dek çılgın eğlenceden ve gürültüden uzak durmak isterseniz Markt civarında otel aramayın. Brüj küçük bir yer yürüyerek veya bisikletle gezilebilir ve 2 günden uzun kalmak sizi sıkabilir. İnsanlar çok yardımsever ve hemen hemen hepsi İngilizce konuşuyor. İçme suyunu marketlerden satın almanizi ve bay-bayan tuvalet ayrımının genelde olmadığını hatırlatır, iyi yolculuklar dileriz.